Etkinlik

Yazar M.Keçelioğlu Hacer Teyzenin Emaneti Hikayesi


Ekleyen: Etkinlik Sitem | Okunma Sayısı: 278

 

HACER TEYZENİN

EMANETİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa KEÇELİOĞLU

DENİZLİ

 

 

 

 

 

 

           Yazar:

Mustafa KEÇELİOĞLU

 

İletişim:

Zeytinköy Mah. 5066 Sk. No:7 Bağbaşı/ Denizli

Tel: 0535.573 34 98

 

Sanat danışmanı:

Fahrettin KOYUNCU

 

ISBN: 978-605-87535-3-2

 

Eylül 2012 - 1000 Ad.

 

 

Basım yeri: BİLAL OFSET

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Değerli Öğretmen Arkadaşlarım,

Bu kitabı yazmada en büyük etken, devamlı olarak çocuklarımıza aynı tür hikaye kitaplarını okutuyor olmamızdır. Binbir Gece Masalları, Keloğlan, Nasrettin Hoca türü eserlerin değişik yayınevleri vasıtası ile okuyucuya hitap etmesi, aynı zamanda

ilköğretimde birden beşe kadar Nasrettin Hoca’nın Doğuran Kazan’ını defalarca okutmaktan sıkıldığınızı, Kül Kedisi’nden bir nebze osun bıkmış olduğunuzu düşünerek bu kitabı yazma ihtiyacı duydum.

 

Sevgili Öğrenciler,

 

Bir hikaye kitabı okurken sanki bu kitabı daha önce okuduğunuzu hissederek sonucunu hikayenin başlığına bakarak tahmin ediyorsunuz. Ben öğrencilik yıllarımda okuduğum Nasrettin Hoca, Kırk Haramiler, Peter Pan ve Keloğlan hikayelerini halen otuz yıl sonra öğrencilerime okutuyorum. Bundan dolayı sınıfta öğrencilerimle birlikte hikaye defteri oluşturduk. Daha sonra ben de bu hikayeleri kaleme aldım. Başka hiçbir yerde bulamayacağınız hikayeleri keyifle okuyabilirsiniz. Bu kitapta günlük hayatta yaşanmış olayları okumaktan zevk duyacağınızdan eminim. Saygılarımla.

 

                 Bu kitap Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlınca hazırlanan yeni okuma,  yazma öğretimi programına uygun olarak hazırlanmıştır. Kitapta T D K Yazım Kılavuzu kuralları içinde, akıcı anlatım dili kullanılmıştır.

 

 

HACER TEYZENİN EMANETİ

 

           Bizim kasabada yıllar önce Hacer Teyze adında yaşlı bir kadın yaşarmış. Herkes bu kadını çok severmiş. O da darda olan her kim olursa, maddi ve manevi olarak elinden geldiğince derdine çare olmaya çalışırmış. Kasabada kimi kimsesi yokmuş. Ama şehirde, Ali adında bir oğlu ile Ayşe, Arzu adında iki de kızı; Mert, Aslı, Ayten, Ahmet ve Kerem adında beş de torunu varmış.

           Hacer teyze gençliğinde çok çalışmış, evlatlarım büyük adam olsun diye. Kızları öğretmen, oğlu da banka müdürü olmuş. Yaz gelip okullar tatil olunca değmeyin keyfine Hacer teyzenin! Çünkü torunları o zaman toplanırmış başına.  Kış boyunca okula giderlermiş. Bayramda ve ara tatillerde gelirlermiş fakat uzun süre kalmadan geri dönmek zorunda kalırlarmış.

 

İşte bizim Hacer teyze de vaktinin çoğunu yalnız geçirirmiş. Aslında yalnız demek de yanlış olur. Onun da kendine göre arkadaşları varmış evinde. Alakuyruk adında bir ineği, kümeste tavukları ile ördekleri ona arkadaşlık edermiş.

 

          Hacer teyze ineğin sütü, tavukların ve ördeklerin yumurtasını satar, kimseye de muhtaç olmadan hayatını sürdürür gidermiş. Oğlu ile kızları;

          -Ana sen ihtiyar bir kadınsın, yalnız yaşamak Allah’a mahsus, anne inat etme, gel bizimle, deseler de hiç oralı bile olmazmış.

         -Ben yalnız değilim ki, konu komşum var. Evde bir sürü de hayvanlarım var, bunları nasıl bırakıp giderim evladım, dermiş. Hatta bir gün Hacer teyze çok hastalanmış komşularından Kocabıyık Hüseyin, onu şehre doktora götürmüş. Doktor ilaçları yazarken:

 

        -Bak teyze, birkaç gün dinlenmen gerekiyor, hazır oğlun da burada yaşıyormuş, bir hafta sonra yine kontrole geleceksin, sakın kasabaya döneyim deme, deyince, daha oğlu ağzını bile açmadan hemen çıkışıvermiş:

 

       -Aman doktor bey evladım, benim evde bir sürü bekleyenim var, senin dediğin olacak iş mi şimdi, demiş.

 

 

 

        Kocabıyık Hüseyin:

 

        -Olur mu Hacer abla, biz ne güne duruyoruz, senin hayvanlara bakmak komşuluk görevimiz değil mi, deyince zor ikna olmuş bizim Hacer teyze.

 

        Oğlu:

 

        -Bak işte, artık yaza kadar buradasın anne, Hüseyin abi, yaza kadar bakarsın hayvanları değil mi? dedi. Koca Bıyık Hüseyin kabul etti ama ya annesi şöyle bir sallandı, aniden sert çıktı:

 

      -Hop hop, ne oluyorsunuz kendi kendinize, ben daha ölmedim, hiç de kendi kararımı başkasına verdirmedim. Siz kim oluyorsunuz da bana somadan karar verirsiniz, sadece kontrolüm olana kadar kalabilirim, dedi.

         

Bizim ihtiyar o kadar kendinden emin ki, doktor olanlara bir yandan kulak misafiri olurken kıs kıs da gülüyor, ne de inatçı kadınmış ha, diyordu.

 

Reçeteyi yazıp onlara uzattı. Sonra gidip hep beraber ilaçları aldılar. Akşam çocukları ve torunları ile hasret giderdi Hacer teyze.

 

         Kocabıyık Hüseyin de kasabaya geri döndü. Hacer teyzeden aldığı talimatı eksiksiz yerine getirmeye çalıştı. Bir hafta boyunca hanımı ile birlikte ineği sağıp sütünü sattı, ördeklerin ve tavukların yumurtasını topladı. Hayvanlara baktı, yemini suyunu hiç eksik etmedi. Ama olan olmuştu bir kere. Hanımı Uzun Hatice kümesin kapısını aralayınca tavuklar, ördekler dışarı çıkarken sesi aniden ortalığı çınlatıverdi:

 

          -Aman Hüseyin, yetiş çabuk, şimdi yandık, elin emaneti senin üzerine vazifemi de bunları başıma getirdin.

Şimdi nasıl anlatırım ben Hacer ablaya ördeğin biri kayıp diye! Kocabıyık Hüseyin ineğin yemini veriyordu, gelen sese kulak kabarttı, belli ki önemli bir şey var deyip, ahırdan acele ile fırladı çıktı.

 

- Hayırdır sabah sabah ne oluyor Hatice, neden bu kadar hiddetlendin, deyince de hanımı olanları anlatmaya başladı:

 

- Yandık Hüseyin yandık, hani emanet bir şeyin mutlaka bir yanı yılık gelir derler ya, işte öyle bir şey, ördeklerden bir tanesi yok, hem de kanatları beyaz olan var ya, Hacer abla onu daha çok severdi, öteki ördeklerden farklı olduğu için, kümesten çıkarken hemen dikkatimi çekiverdi. Yok işte yok ne olacak şimdi.

 

         Kocabıyık Hüseyin;

 

-     Eh süphanallah, işte şimdi olmadı hanım, gidip komşulara sorup soruşturalım, dere kenarına sazların arasına bir göz atalım, belki de dışta kalmıştır garibim, dedi. İkisi birlikte dolaştı, komşuları bir bir sorup soruşturdu, ördeği ne gören var ne tutan, belli ki tilki alıp götürmüş demekle yetindiler. Hacer teyzenin emanetine sahip çıkamamak zavallı insanlara çok zor gelmişti. İki gün boyunca olayı nasıl anlatacaklarını düşünüp durdular.

 

Aradan bir hafta geçti Hacer teyzenin doktor kontrolü bitti. Oğlu, kızları ve torunları ile vedalaşıp kasabaya geri döndü.

 

Daha kendi evine varmadan olanları duymuş çok üzülmüş. Kendi üzüntüsünü, onlara belli etmese de “Olur böyle şeyler siz kendinizi suçlamayın, mal canın yongası derler ama elden ne gelir.” demekle yetinmiş. Her gün sayarmış ördekleri, tavukları. Eksik gelirmiş bir tanesi. Ah benim ala ördeğim, diye söylenir dururmuş.

 

Hacer teyze sabah erkenden kalkmış, günlük işlerine başlamış. İneğini sağmış, sütünü de satmış, sıra kümesteki hayvanlara gelmiş, onları da yemleyip kahvaltı yapacakmış. Kümesin kapağını açmış, ambardan bir tas da yem alarak gel bili bili diye seslenmiş. Sesi duyan ördekler ve tavuklar hemen toplanmış etrafına. Daha onları saymaya kalmamış vak vak sesi işitmiş arkasında.

Dönmüş arkasına bakmış, bir de ne görsün, gözleri dolmuş boşalmış, aniden al yanağından süzülüp akıvermiş yaşlar, iki dizinin üstüne çöreklenmiş garibim, ellerini açmış, havaya doğru, “Şükür sana ya Rabbim, veren de sensin, alan da!” diyerek duasını etmiş.

 

         Hacer teyze sevinmesin de kim sevinsin, kayıp ördek on yavru ile geri dönmüş, eline ayağına can gelmiş ihtiyar kadının, kahvaltıyı yapmayı bile unutup acele ile koşmuş hemen komşu Hatice kadının yanına:

 

        -Allah aşkına bir benim eve kadar geliverin, hadi sen de Hüseyin, çabuk size müjdem var, deyince çok şaşırmışlar. Herhalde oğlu kızı gelmiş deyip Hacer teyzenin ardına düşüp gelmişler. Onlar da meraklı ama avlu kapısından girer girmez ortada kimsecikler yok deyip dudak bükmüş Hatice kadın. Kocasına işaret etmiş. Kocası da ona parmağını dudağına götürüp, sus işareti yapmış.

Hacer teyze işaret parmağını uzatmış yemlenen ördek yavrularına. “Aha işte geldi, bakın bakın, nasıl da nazlı nazlı yürüyor, gördünüz mü, kayıp değil işte!” demiş.

 

        Kocabıyık Hüseyin ile hanımı şaşırmış kalmış bu işe, aslında her yeri aramışlar, dere kenarındaki sazların arasına bile bakmışlardı, ama yine de bulamamışlardı ala ördeği. Belli ki ala ördek üç hafta boyunca kuluçkaya yatmış, onlara böyle bir sürpriz hazırlamıştı. Hem üzülmeyi, hem de sevinmeyi tattırdı yardımsever insanlara.

Kocabıyık Hüseyin ile hanımı emanetin geri dönüşüne ne kadar sevindiler bilemezsiniz. Kalpleri sevinç ile doldu taştı bir daha.

           Hacer Teyzenin küçük ördekleri her geçen gün daha da büyüyüp serpildi, çünkü ilkbahar bitmiş, yaz gelmiş, okullar tatil olmuştu. O da torunlarını çok özlemişti, hani her yaz tatilinde gelirlerdi ya kasabaya, haklı olarak beklemeye başladı dört gözle onları. Aha bugün, aha yarın derken günler su gibi akıp gidiyordu. Hacer Teyzenin çocuklarından hiçbir haber yoktu.     Hâlâ şehirden gelen de yok giden de.

         Konu komşu sorar oldu, hani senin torunların nerede kaldı bu yıl, daha gelmediler mi? diye. Kendi derdi kendine yetiyordu zaten, bir de onlara laf anlatmak yok mu, o zor geliyordu Hacer teyzeye. İçi içini kemiriyor, nerde kaldı bu haytalar, niye gelmediler acaba? diye söylendi durdu günlerce. Kocabıyık Hüseyin durumu sezmiş, hemen şehre gidip sorup soruşturmuş, duymuş ki onlar hep beraber olup tatili deniz kenarında geçirecekmiş. Gelmiş o da uygun bir dille anlatmış her şeyi.  Teyzenin içi burkulmuş, boğazına bir şeyler düğümlenmişti sanki.

 

          -Olur be Hüseyin, ne yapalım, bu yıl olmazsa gelecek yıl geliverirler, deyivermiş. Fakat içindeki ses, kalbinin sızısı ayaklarının ağrıları, hep beraber canını daha çok yakar olmuş Hacer teyzenin. Üzüntüsünü belli etmemeye çalışmış.

 

            Fakat gizleyememiş al yanağından akan yaşları. Kocabıyık fark etmiş onun neler çektiğini. Onunda aslında yapacak bir şeyi yokmuş, teselliden başka. İçinden “Ulan çocuklar, sizi bir elime geçirirsem, ananızdan doğduğunuza pişman ederim!” demiş.

 

 

 

 

Bu Kategoride En Çok Ziyaret Edilenler
  • 2013-2014 MEB şube müdürlüğü sınavı görevde yükselme ders notları
  • 2013-2014 MEB şube müdürlüğü yönetim, liderlik ve organizasyon ders notu
  • 2013-2014 MEB şube müdürlüğü Türk idare sistemi ders notları
  • 2013-2014 MEB şube müdürlüğü Türk idare sistemi ders notları
  • Osmancık (Tarık Buğra) ÖZETİ!
  • Beyaz Diş (Jack London) ÖZETİ!
  • Çankaya (Falih Rıfkı Atay) ÖZETİ!
  • Pembe İncili Kaftan (Ömer Seyfettin) ÖZETİ!
  • Bir Düğün Gecesi (Adalet Ağaoğlu) özeti
  • Kumarbaz (Ftodor Dostoyevski) ÖZETİ!
  • Hüküm Gecesi (Yakup Kadri Karaosmanoğlu) ÖZETİ!
  • Tatarcık (Halide Edip Adıvar) ÖZET!
  • Budala (Dostoyevski) ÖZETİ!
  • Ferdi ve Şürekası (Halit Ziya Uşaklıgil) ÖZETİ!
  • 2013-2014 insan ilişkilerinde ve yönetimde etkili iletişim ders notları
  • Gülnihal (Namık Kemal) ÖZETİ!
  • Toprak Ana (Cengiz Aytmatov) ÖZET!
  • Yeşil Gece (Reşat Nuri Güntekin) ÖZET!
  • Sözde Kızlar (Peyami Safa) ÖZETİ!
  • İnci (John Steinbeck) ÖZETİ !
  • Beyaz Lale (Ömer Seyfettin) ÖZETİ!
  • Geniş Zamanlar (Ayşe Kulin) ÖZETİ!
  • 2012,2013 İRFAN ORGA HAYATI YENİ!
  • Bir Sürgün (Yakup Kadri Karaosmanoğlu) ÖZETİ!
  • Vatan Yahut Silistre (Namık Kemal) ÖZET!

  • Anahtar Kelimeler;
    Yazar M.Keçelioğlu Hacer Teyzenin Emaneti Hikayesi, 2011 - 2012 Yazar M.Keçelioğlu Hacer Teyzenin Emaneti Hikayesi, 2012 Yazar M.Keçelioğlu Hacer Teyzenin Emaneti Hikayesi, Yazar M.Keçelioğlu Hacer Teyzenin Emaneti Hikayesi içeriği, Yazar M.Keçelioğlu Hacer Teyzenin Emaneti Hikayesi etkinliği, Yazar M.Keçelioğlu Hacer Teyzenin Emaneti Hikayesi açıklaması, Yazar M.Keçelioğlu Hacer Teyzenin Emaneti Hikayesi nedir?, Yazar M.Keçelioğlu Hacer Teyzenin Emaneti Hikayesi örneği


    Eğitim Öğretim Dökümanları, Serbest Ders Etkinlikleri, Etkinlikler, Sorular, Testler, Yazılı Soruları